Zeybeğin meydanı sizce sadece erkeklere mi ait? Kadınlar dansın içinden geçerek duygularını nasıl dışa vuruyor ve hangi sebepten ötürü bu dansa karşı daha büyük tutku gösteriyorlar?
Ege’nin iki yakası yüzyıllardır aynı kederle demlendi, aynı neşeyle ayağa kalktı. Toprak erkeğin sert diz vuruşuna alışık ama meydan kadına kaldı mı, işin rengi değişiyor garii!
İki yaka arasında buna Zeybek mi dersin, yoksa Zeibekiko’ mu; adı ne olursa olsun, ama bir kadının gelip de buna can vermesi başlı başına asalet göstergesi.
Dağdan inince, zirvenin sert rüzgarını ve zorluğunu geride bırakmayı severim. Gittiğim yörenin kültürüne de evrilirim. Hele oralarda köy düğünü denk gelirse zaten değmeyin keyfime.
Akşam restoranda yemek yerken birden arka sokaktan davul sesleri yükselmişti. Bizim ekip dünden razıydı. “Haydi hanımlar beyler, kalkın garii!” dedim. Renkli menkli trekking elbiseleri ve tozlu botlarımızla meydanın yolunu tuttuk.
Ege yöresinde insanın kelimeleri yuvarlayan tatlı şivesi beni benden alır. Bunu muhtemelen kendileri fark etmiyor, ama bana dünyanın en tatlı melodisi gelir. İnsanın yüzünde durduk yere tebessüm açtırır.
Kenarda bir çay bardağında ikram edilmiş buğulu aslan sütünü yudumlarken izliyordum meydanı. Yan masadan yaşlı bir amca yanaştı:
“Nereden gelirsiniz, necisiniz?” dedi. Biz dağcıyız deyince, “Hele gelin oturun, az laf edek” diye masasına buyur etti.
Meğer gelinin dedesiymiş. Ben dedeyle konuşmamı bitirirken gözüm piste çıkan kadındaydı. Sohbeti diğer arkadaşlarıma devrederken biraz dalmışım;
Kadın Efeler

Zeybeğin kendi etrafında dönen dünyası kadının ellerinde harbiden devleşiyor. Erkek ne kadar heybetli oynarsa oynasın, kadının omuz silkisi ve parmak şıklatmasındaki ince hüzne kolay erişemiyor.
Çünkü kadın orada sadece oynamıyor; geçmişini, sevdasını, hayal kırıklıklarını, isyanını pistte temize çekiyor.
Genelde “erkek işi” sayılan şu ağır adımlar var ya… İşte o adımlar kadınla buluşunca sertlik gidiyor, yerini dengeye bırakıyor.
Kadın efe oynarken kollarını iki yana açmıyor, göğü bildiğin kucaklıyor, kartal gibi kanat çırpıyor. Dizini toprağa vurduğunda çıkan tok ses ritme uymak için değil, “Ben de buradayım!” diye patlıyor.
Tabii erkeğin toprağı sarsan heybetini yabana atmamak gerek. Erkek meydanı tutmasa, kadının zaten nazlı isyanı bu kadar parlamazdı belki.
İşte bu parlamanın izlerini şimdi dans kurslarında görüyoruz. Sınıfların çoğu kadın. Biz erkekler bazen heybetli duruşun arkasına saklanıp duygularımızı gizliyoruz.
Kadınlarda olay farklı. Türk zeybeğinin, Yunan Zeibekiko’sunun içindeki derin hüznü keşfetme konusunda bize göre sanki daha cesur oluyorlar. Ya da ben öyle hissediyorum.
Zeybek ve Harmandalı Neden Kadınların Favorisi?
Eskiden zeybek, harmandalı daha çok erkek erkeğe meclislerde, kahvehane ve köy derneklerinde oynanırdı. Şimdi eski tabular yok. Kadınlar mirası sahiplenmekle kalmadı, günlük hayatın stresinden kaçtıkları nefes alanına dönüştürdü.
Toplumun kadına yakıştırdığı kırılgan rol, zeybeğin tek davul darbesiyle paramparça oluyor. Kadın efe, kimseye bir şey kanıtlamak zorunda hissetmeden özgürlüğünü ilan ediyor meydanda.
Gecenin sonunda, bize masasını açan dede ağır adımlarla piste çıktı. Az önce kadınların zarif isyanı vardı, şimdi dedenin yere basan köklü adımlarıyla birleşti.
Dede, aile büyüğü olarak dansıyla geceye noktayı koyarken, zeybeğin sadece eğlence değil, nesilden nesile aktarılan yaşam duruşu olduğunu gösteriyordu.
Biz göremeyecektik, ama düğün dernek bitip herkes dağılırken, gelin dedesinin elini öperken gözünden gelecek damla yaşları da dansın içine serpiştiriyordu yaşlı adam.
Ege Kültüründe Zeybek
Otele dönünce duş alıp sıcak su kaynatarak sallama çay demledim. Sonra bira açıp balkona çıktım. Sessiz bir hava var. Ege rüzgârıyla ciğerime dolan buram buram keçi kokları…
Bira yanına sigaramı yaktım. Hanım efelerin görüntüsü gelip geçti zihnimden.
Düğünden önce bir kadına zeybeğin bu kadar yakışacağını hiç düşünmemiştim. Tozlu mozlu köy meydanında gördüğüm kadınların zarafetiyle dedenin heybeti, kültüre bakışımı baştan aşağı yeniledi.
Dans etmeyi hiç beceremem, en yakınımın düğününde halaya bile girmeye nedense utanıp çekinirim. Sanki herkes bana bakıyor, nasıl görünüyorum, komik mi duruyorum diye düşünürüm.
Ama yok, bu tezek kafalı düşünceyi kenara bırakmalıyım ve başlamalıyım. Yazar dediğin sadece yazmakla kalmamalı, yazdığı şeyin içine de derinlemesine girmeli…
Bunlar da İlginizi Çekebilir
Zeibekiko, Yere Vurulan Eyvallah Tavernada geçen anılarım
Sirtaki Yaparken Neden Tabak Kırarlar? olayını yere saçtığım bir deneme

Bir Cevap Yazın