Köye her gelişimde, soluğu doğruca ahırda alırım. Çocukluktan kalma bir gelenekle koşa koşa gider, geviş getiren ineğe sarılıp kokusunu içime çekerim.

Pantolonumun paçaları fışkıya (taze inek boku) bulaşmadan, ahır kokusu kıyafetime ve saçlarıma sinmeden köye gittiğimi anlayamam.

Herkesin memleketini hatırlatan kokular vardır; Egelinin burnunda çam tüter, Karadenizlinin ciğerlerine sisli gürgen dolar… Sivas Zara’da bunlar azdır, ama uçsuz bucaksız geniş sarı bozkırda inekleri çoktur.

Köy Sabahları ve Ahır Temizliği

köy hatıraları

Köyde hayat sabah gün doğarken başlar. Sabahın körü mal yaylıma gider, biz ahıra girer..

Önce sağım yapılır, sonra zincirler çözülür ve inekler salıverilir. Köy meydanından gelen toplu ‘’ möö’’ sesleri göğe ulaşır. Çoban malları yaylıma götürdüğünde köyün sessizliği başlayınca, bizim ahır temizliğine gelir sıra.

İnek dediğin öyle az buz yapmaz. Kıçlarının hizasındaki oluğu öyle bir doldururlar ki, doldur babam doldur. İşte o zaman doğal yaşam ve köy hayatının uzaktan romantik, ama yakından aromatik olduğunu anlar insan.

Dayımın Ahır Krallığı

köyde yaşam

Bizim temizlik mesaisi öyle tek bir kapıda başlayıp bitmez. Dayım bildim bileli köyün en çok hayvan besleyen sayılı kişilerinden biridir. Adamın ahır krallığı var, ama dağınık düzen…

Harman köşesinde bir ahır, patika sonunda bir başkası, eski taş evlerden bozma diğeri… Tabi bu isteyerek değil, koşulların ve şartların getirdiği düzen.

Hepsine tek tek el arabasıyla gidip gelmek, dumanı üstünde taze fışkı taşımak tam mekik dokuma sanatı. Çocukken bu yolu koşarak giderdim ama şimdi iki partiden sonra sigaranın etkisiyle tıkanmaya başlıyorum.

El arabasına hele iki kürek sulu bok denk geldi mi, zaten kaldırıp taşıması zorlaşır. Bunu hele kışın yarım metre karlı patika da buz üstünde götürmeyi düşünün.

Tezek Kuleleri ve Çocukluk Hatıraları

Bir çocukluk sanatı gibi, rahmetli anneannem ile tezek kuleleri yapardık. Eskiden bu fışkılar ziyan edilmez, tezekliğe dökülürdü. Anneannem kollarını sıyırır, o canım ellerini samana bulayarak özene bezene hazırlardı.

Adı şimdi aklıma gelmiyor, hani topraktan bir merdane önünde çevire çevire testi yapıyorlar ya, işte onun gibi düşünün.

Ben de anneannemin talimatlarıyla tezeklerden sanat eseri gibi kule dizerdim. Siz deyin Yedikule Surları, ben diyeyim Ali babanın Kırk Haramiler Mağarası… Şehirli çocukların Lego’su varsa, bizim de yoğun aromatik kokulu, yüzde yüz doğal tezek kulelerimiz vardı.

Bazen o kulelerin içine girer, sur tamamlanınca çürümüş eski merdiveni dayayıp suriçi’nden çıkar gibi harmana geri zıplardım. Üstelik tezeklerin arasında bok kıtmızlayan (eşelenen) tavuklar gibi dolaşıp dururdum.

Henüz bekimemiş ( sertleşip pekişmemiş) bir yere basınca dizime kadar batmak da bu sanatın cilvesiydi. Ancak tavukların hareketine bakarak nasıl yapınca üstünde batmadan yürüyeceğimin tekniğini de öğrenmiştim sonunda.

Köyde İnek Sağımı: Ahırda Sütanne Tokadı

Akşam sığırın yaylımdan gelişinde, hayvanlar tek tek evine dönmeye başlayınca ahır şenlenir. Herkes yerini yurdunu bilir, biri ötekinin yerine yanlışlıkla geçmez.

Her yerden bir “mööö” sesi yükselir. Günün sohbetini yayılırken değil, akşam ahıra girince yaparlar.

İçerisi ineklerin devasa vücut ısısıyla sıcacık olur. Hemen zincirlere vurulur tıslama, sakız çiğner gibi geviş getirme ve kürüne çarpan boynuz tıkırtıları işliğinde.

İşte bu anlarda anneannemin sağıma geçişini izlerdim.

O koca memeyi tutup “bıztt bızrrt” diye sağışındaki ritim hiçbir orkestrada yok. Foşur foşur fışkırarak gelirdi memeden bereketli sütler.

Tabii sağımdan önce danayı salardı. Dana kardeşim ana sütü aşkıyla kafa vura vura emerdi. O memeyi emerken ineğin canı mı yanardı nedir, ayağını şöyle bir havaya kaldırırdı..

Bir keresinde ineğin tam arkasına oturmuş bu sahneyi izlerken, hayvan sinekten bunalıp kuyruğunu bir savurdu… Şattt!

Suratımda beş parmak değil, yedi cihana atılmış boğum izi. Yani anlayacağınız süt anne tokadı yemiştim, ama valla normal anamdan bile benzer tokat görmemiştim.

Başka bir akşam nasıl olduysa, dana salyalı ağzını değdirmeden önce ineğin memesini ilk ben emmiştim. Tabi bir yandan da bacağını kolluyorum tekme falan atar diye. Sıcacık memeden bir iki damla süt ağzıma geldi ya da gelmedi.

Eski Köye Yeni Adet

Köyümüzde artık şimdi tezeklik yok. Ev dışındaki eski köy tuvaletleri gibi bu da yasaklanmış. Neymiş efendim, sinek yapıyormuş. Eski köye yeni adet getiriyorlar.

köyde tezek e hayvan gübresi

Bu traktör römorkuna biriken ahpun (hayvan dışkısı) yine boşa gitmiyor, tarlaya götürülüp gübre olarak dökülüyor. Ancak kasayı da çürütüyor. İşin içine sürekli dolan traktör kasasını götürüp dökme derdi de cabası..

Köyde Hayvancılık Türkiye’nin Kalbi

İneklerin sütünü içtiğimize göre, onlar aslında bizim dolaylı yoldan süt annemiz olduğunu düşünürüm.

Köy dediğin sadece ahırın kokusu ya da tezek kuleleri değil; Sabahın köründe başlayan emek, akşamın sıcacık ahır sohbeti, anneannenin ellerindeki bereket demek.

Şehirde sofraya gelen süt, peynir, yoğurt köydeki nasırlı ellerin hediyesi. Köy varsa şehir ayakta durur, yoksa şehir virane olur.

Benim için ahır kokusu dünyanın en pahalı parfümünden daha kıymetli, çünkü içinde alın teri, sevgi ve hayatın özü var.

Şimdi izin verirseniz, paçalarıma bulaşan fışkıyı temizleyip bir sonraki maceraya, yani dedemle kaçan inekleri kovalama ve harman yazısını hazırlanmam lazım.

Benzer yazılarımı okumak için sık sık ziyaret etmeyi unutmayın. Eğer aklınıza gelen ilginç köy anılarınız varsa, yorum kısmına hikayenizi yazın. Biz de sizin kaleminizden sizi okuruz..


Beyaz Alev sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

Popüler

Beyaz Alev sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin