Kavga etmek, didişmek, meydan okumak, boyun eğmek, kazanmak ve kaybetmek… Hepsi bir tespih tanesi gibi peş peşe dizilir insan ömrüne.
Çoğu kişi genelde kazananların hikayesini anlatır, ama Zeibekiko dansı aslında hayatta bir şeyini kaybetmiş erkeğin dansıdır.
Düşerken bile yere sağlam basmak ve yere vurulan bir eyvallahtır. Öyle bildiğiniz yolu düz, cebi dolu, her daim kazananın harcı da değildir bu.
Hani bir yerden darbe yemiş, gelip gırtlağına bir şey çöküp düğümlenmiş de nefes alamıyorsun ya.. İşte o ritmi bulunca tekrar “ben buradayım arkadaş” demenin, sancıya rağmen ayağı yere küt diye vurmanın yoludur.
Ancak şu var; Ayık kafayla tadı olmaz, doğasına aykırı.
Şöyle iki duble patlatınca ruhun paslı zincirleri anca çözülür. Kelimelerin yetmediği, söylemek isteyip her seferinde yutkunduğun ne varsa, yere bir tokat patlatarak anlatırsın derdini.
Şimdi gelelim pozisyona;
O sahneye Zeibekiko yapmak için çıkan adam, dünyanın en zenginiymiş gibi bir edayla kaplar meydanı ve kralı olur meyhanenin..
Müzik ağırsa adımlar dağın zirvesine sırtında 30 kilo yük taşıyormuş gibi ağırlaşır, ritim patlayınca ruhuyla birlikte zıplar.
Sonrası malumdur; Patlat patlatabildiğince içindeki tüm fırtınayı…
Zeibekiko: Kaybeden ve Ayağa Kalkanların Ritmi

Göknur şarkıya başlayınca küllükte habire sönüp durduğu için, beni iyice ayar eden sarma sigaramı yeniden yakıp sahnedeki adamı izlemeye koyuldum..
Adam, kederin ağırlığıyla dizlerinin üstüne küt diye düşüyor, ama sanki yerden güç alırcasına top gibi geri fırlıyor.
Ve; eli öpülesi babaannesine… Yahu nasıl bir hırs?
Ayağına sert bir tokat atıp kendi ekseninde dönüyor, hani sanki feleğe bir sille de o vuruyor.
Sonra sahneyi şu beyaz etekli kadına bırakıp çekildi. Kadın tamamen kendi havasında. Canı nerede yanıyorsa öyle zıplıyor. Bacağına bir şaplak atıyor ki, o bacaktan çıkan ses vallahi inanın ta bizim masaya kadar geliyor.
Sendeleyip düşecek gibi yaparken, dengesini meşhur kaybedişten alıp tırnaklayarak masadaki rakı kadehine sarılıyor.
İzlerken kendimi kaybetmişim. Pazar balıkçılarının önünde bekleyen kediler gibi kadının hareketlerine bakakaldım. Arkamdaki şişman herif “göremiyorum” diye homurdanmasa, olduğum yere mıhlanıp kalacaktım.
Hemen toparlanıp oturdum yerime, ama gözlerim yine sürekli kadında.
Kadınlar Daha İyi Dans Eder Derler..
Bu sırada diğer karşı masada bir başka kadın var; Rakısından şöyle okkalı, “asıl ben buradayım” diyen bir fırt çekti. Kadehi neredeyse yarıya iniverdi diktiği yudumla.
Bülent Ersoy gibi gömdü kafaya. Zaten ona bakıyordum yan yan..
Alkol kana karıştıkça, kadının yüzündeki yorgunluğu iyice silindi. Gözlerinin çevresindeki çizgiler daha bir çekici oldu. Gözüm, çaktırmadan kadının tüm o derin çizgilerine takılı kaldı.
Aslında her birinde başka hikaye vardı. Belki de asıl ne varı biliyor musunuz!
Her çizgi hayatına girip çıkan bir sevgiliden kalmıştı, ama o çizgiler bir kusur değil, bana mıknatıs gibiydi. İçimi de kıpır kıpır sıcacık yapmıştı işte.
Derken, yaş mama görmüş kedi gibi fırladı sahneye; Hafızam şu an beni yanıltmıyorsa, daha önce Tuba’nın sahnesinde de izlemiştim bu kadını. Sanırım Aptaliko dansı yapıyordu.
Ama şimdi..!
Gözlerini sıkıca kapattı. Karanlıkta yolunu el yordamıyla bulmaya çalışan biri gibi dönmeye başladı ortada.
Ben de rakımdan bir yudum aldım. Bardağın dibinin ısınmış yerini de içip bitirdim. Üzerine su doldurdum ki bardağı temizlesin, içimdeki gizli kıpırtıyı az soğutsun diye.
İki Yakanın Ortak Hamuru: Çakıcı Efe..

Düşündüm o an… Yunan ve Türk. Yahu bin yıldır beraberiz arkadaş.
Yememiz, içmemiz, sokak ağzımız, hatta iflah olmaz inatçı milliyetçiliğimiz bile aynı hamurdan geliyor. Siyasiler yukarıda horoz dövüşü yapadursun, biz alt tarafta birbirimize çoktan harmanlanmışız.
Kız alıp vermiş, akraba olmuşuz ve çoğu zaman ailelerin rızası dışında olmuş. Gizli saklı kaçırarak yapmışız.
Bir Yunanla tanışınca eğer dilimiz az buçuk dönüyorsa genelde kaynaşıveriyoruz. Şarkılarımız biz istemesek de zaten ciğerimize işliyor.
Sahi, Yunanlılar bizim Çakıcı Efe’ye neden bu kadar vurgun?
Çünkü bu Çakıcı, sadece Türk’ü değil, Rum köylüsünü bile baskıdan korumuş. Her iki tarafı yeri gelmiş Türk, yeri gelmiş Rum çetelere karşı savunmuş.
Onlar bu topraklarda, Batı Anadolu’nun bildiğin Robin Hood’larıymış. Rum köylüsü de bu adamları dağlarda saklamış, ekmeğini bölüşmüş, su vermiş, aş vermiş.
İşte bu yüzden bugün hala Çakıcı türkülerini kendi öz malı gibi sahiplenir Yunanlar.

Bundan 5 yıl kadar önceydi; Ada’da Yunan meyhanesindeyim. Sahnede Zeibekiko var. Dansı izlerken yan masada yaşlı bir adamın sözleri kulaklarımda çınladı. Hafızam yanıltmıyorsa tam şunu fısıldamıştı;
“Aslında Zeybek, Orta Asya’dan süzülüp gelen şahin dansıdır evlat. Kollar yukarıda, eller aşağıda. Ama Ege’nin bu yakasında şahin karşı kıyının kederiyle birleşmiş, yaralı Zeibekiko olmuş.”
Zeibekiko: Kırılan Her Tabakta Kendini Bulma
Şu an karşımda Zeibekiko dansı yapan kadın sahnede kendi ruhunu bulurken, garsonun “patlat hadi” dercesine elime tutuşturduğu bir düzine tabağı kucakladım. Rum meyhanesinde tabak kırmanın felsefesini hatırladım bir an.
Zihnimden geçen düşüncelerden de ayıldım tabakların ağırlığıyla..
Az önce arkamda homurdanan şişman adam vardı ya; Şimdi de gelmiş benim önümü kapatıyordu. Dürtükleyip kıçımla ittirerek geçtim herifin önüne.

Göknur, o can alıcı ve sevdiğim nakaratı bitirmeden en tepedekini yan çevirip müziğinde muhteşem noktasında patır patır patlatıverdim tabakları.
Her yer Beyaz Alev gibi tabak parçalarına bulandı. Her kırılan tabakta sanki bir parça daha hafifledim ve rahatladım.
O gece eve dönerken içimdeki paslı zincirlerin sökülüp kaldırıma döküldüğünü hissettim.
Biliyorum ki; bir gün ben de öğrenip bu sahneye çıkacağım. Hiç becerikli değilim, hatta utangacın tekiyim, ama dizimi yere küt diye vurduğumda sadece dansı değil, sessiz kavgaları da haykıracağım.
Zeibekiko yaparken her kırılan tabak nasıl başka yere dağılıyorsa, ben de her figürde kendimi yeniden hafiflemiş halde toplayacağım. Ve öyle figür falan da yapmayacağım. O an sadece içimden geçeni patlatacağım.
Çünkü Zeibekiko bir cinsiyetten ötedir. Aslında düşerken bile yere sağlam basmayı bilen insanların dansıdır.
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılarım
Eğlence Kültürü: Yunan tavernasında Sirtaki’de Neden Tabak Kırılır? Geçmişten günümüze geleneği..
Geleneklerimiz: Kadın Zeybek Yapar mı? Efelerin dansında kadının yeri


Bir Cevap Yazın