Gece yarısı bir yorum yüzünden hiç tanımadığım biriyle atışırken birden durdum: “Ben burada ne yapıyorum?” Oysa 2015’te aynı ekranın başında çok farklı bir şey yaşıyordum.
O yıllarda bir Facebook grubuna üyeydim. Her gün girer, yazar, yorum yapar, tanışıp etkileşimde olurduk. Zaman zaman gece yemekleri, gerçek buluşma toplantıları, kahvaltı etkinlikleri düzenlenirdi. Genelde İstanbul, Ankara, İzmir, Bodrum gibi üyelerin yoğun olduğu şehirlerde.
Bugün, aradan onca yıl geçmesine rağmen o gruptan tanıştığım insanların birçoğuyla hâlâ bağlantıdayım, selamlaşıyoruz. Bir sosyal medya topluluğunun en büyük başarısı bence tam olarak budur; kurduğu gerçek insan bağı.
Grupta insanlar fikrini, derdini, okuduğu bir kitabı ya da dinlediği bir şarkıyı paylaşır, altına gerçekten okuyan insanlar yorum yazardı. Uzun yazılar kaleme alınır, saatlerce süren sohbetler dönerdi; kimse acele etmez, kimse tartışmazdı.
Zamanla bu grup ve benzerleri sessizce sönümlendi. Üye sayısı artınca yöneticiler ticari ürün satışı gibi dayatmalar getirmeye başladı, bu insanlara itici geldi; kabul etmeyenler tek tek gruptan çıkarılıp elendi.
Geçen gün merak edip aradım, artık bulamadım bile — belki kapandı, belki adı değişti, bilmiyorum.
Sosyal Medyada Kavga Neden Bu Kadar Arttı?
Bugün telefonumu açıp herhangi bir sosyal medya uygulamasına girdiğimde, önce arkadaşlarımın ne paylaştığını değil, hiç tanımadığım birinin beni sinirlendirecek bir videosunu görüyorum.
Alakasız bir paylaşımın altına düşüp hiç tanımadığım insanlarla laf atışıyorum. Kendi arkadaşımın paylaşımını bulmak içinse sayfaları adeta eşelemem gerekiyor.
Yorumların altına baktığımda sohbet değil, kavga görüyorum. Sokakta karşılaşsalar birbirine “günaydın” bile demeyecek insanlar, ekranın arkasında en ağır sözleri sıralıyor.
Bunun tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Ve bunun bir sebebi var.
Sosyal Medya Algoritması Neden Kavgayı Ödüllendiriyor?
Huzurlu bir fotoğrafa bakıp geçen kullanıcı, sinirini bozan bir yoruma denk gelince durur, saatlerce orada kalır, yazar, tartışır. Ekranda geçirdiği her fazladan dakika, birinin cebine para olarak girer.
Bu para sizin, benim ya da o paylaşımı yapan kişinin cebine değil elbette, sisteme.
Bunun mekanizması basit. 500 kişi bir gönderinin altına kavgayla yorum yazdıysa, algoritma bunu “bu içerik çok ilgi görüyor” diye okur ve o kaosu binlerce insanın önüne daha çok çıkarır.
Sistem, en kışkırtıcı, en sığ, en berbat yorumları bilerek en üste taşır. Arkadaşlarımızın paylaşımlarını görmemizin, araya sürekli alakasız ve sinir bozucu içeriklerin girmesinin sebebi tam olarak bu.
Bazı grupları güzel yapan şey aslında çok basitti; insanlar orada bir şey satmak için değil, paylaşmak için toplanırdı. Kimse kimseyi tüketici gibi görmüyordu.
Bugünün Facebook ve Instagram’ı tamamen farklı mantıkla çalışıyor. Sistem kiminle konuştuğunu değil, ekranda ne kadar kaldığını önemsiyor. Ve ne yazık ki insanı ekrana en çok çivileyen duygu huzur değil, sinir.
Neden Aylık Abonelik Değil de Reklam Modeli Devam Ediyor?
“Aylık ücret ödesek, reklamlar kalksa olmaz mı?” diye düşünülebilir. Mantıklı gibi duruyor ama rakamlar başka söylüyor.
Milyarlarca kullanıcı bu platformlarda “bedava” olduğu için var. Meta, Avrupa’da abonelik modelini denedi ve başarısızlığını hemen gördü. İnsanlar ücretli bir sosyal medyaya geçmeye yanaşmadı.
Herkes şikayetçi: “Eski tadı kalmadı, sadece kargaşa var” deniyor. Ama Facebook ve Instagram’ın iş modeli psikolojik bağımlılık üzerine kurulu olduğu için, insanlar söve söve platformda kalmaya devam ediyor.
Pazarlama dünyasının meşhur bir sözü tam burada anlam kazanıyor:
“Bir ürüne para ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir.”
Platformlar huzurlu olmanızı değil, ekrana kilitlenip reklamları tüketmenizi istiyor. Çünkü reklam gelirleri kesilirse, kurulan trilyon dolarlık imparatorluk çöker.
Sonuç: Sosyal Medyadan Ne Bekliyoruz?
Eski günlerden şunu öğrendim; bir ortam gerçekten iyi hissettiriyorsa, değeri hep kalır. Kötüleşiyorsa da bunu fark edip uzaklaşmak elimizde.
Belki de mesele platformu tamamen terk etmek değil, oradan ne aradığımızı yeniden hatırlamak. Çünkü gürültüyü susturmak elimizde olmasa da, hangi sese kulak vereceğimiz yine bizim seçimimiz.
Benim için asıl kalıcı olan, o eski Facebook grubundan çıkardığım dostluklar oldu..
Not
Sosyal medyanın gürültüsünden uzaklaşıp topluma, dijital dünyaya ve hayata dair diğer samimi saptamalarımı okumak isterseniz Beyaz Alev Eleştiri köşeme beklerim.
Bir Cevap Yazın