Sosyal medya hesaplarında bacak fotoğrafı paylaşanları ben anlamıyorum. Zaman tünelini ne zaman açsam, karşıma tatil yapmakta olan birinin arka planda denize karşı uzattığı o bacaklar çıkıyor.
Bacak görmekten içim şişince, Caferağa’da kendimi yürüyüşe vurdum. Malum, havalar ısınınca Kadıköy bira mekanları iyice hareketleniyor. Ara sıra uğradığım biracıya gittim.
Kadıköy’ de bira mekanları ana baba günü; Masaların yarısı sokağın ortasına kadar taşmış. İnsanlar Publarda keyifle sohbet ediyor, yaş günü pastaları üfleniyor.
Garson beni görünce ortada boş bir masaya buyur etti. Fıçı biram gelince şöyle okkalı bir yudum aldım. Sıcakta susadığım için bardağım neredeyse yarıya inmişti.
Sağ bitişik masamda üç adam, kahkahalar eşliğinde hararetli maç muhabbetine dalmış. Ben de sinir olurum futbol muhabbetine. Belki zamanlamam kötüydü. Fenerbahçe maçı varsa, zaten o gün Kadıköy’de bira mekanlarına gidip oturulmaz.
Kadıköy Bira mekanında Sele zeytini Yaşlı amca
Ön masamda fötr şapkalı, elinde kalın tespihin tanelerini ağır ağır çeken, yüzü sele zeytini gibi buruşuk bir amca oturuyor. Tam karşımda olduğu için suratını seyre koyuldum.
Yüzüne bakılırsa, gençliğinde devlet dairesinde vergi memuru olmalı. Ancak yıllar önce emekli olmuş öğretmen tarzı da var.
Garson biten biramı tazelemeyi sordu. Bu sırada sağımda oturan adamların hesabı ödeyip kalkmasına da içten içe sevindim.
Çünkü her beş kelimenin başı veya sonu “a.. koyum” ile bitiyordu; bu da bir noktadan sonra sinirlerimi iyice germeye başlamıştı.
Yüzü sele zeytini gibi olan amca, tombul ve buruşuk elleriyle ustaca bir hareketle sarma sigara çevirip yaktı. Elleri de tıpkı yüzü gibiydi, çemeni sıyrılmış pastırmaya benziyordu. Kendi ellerime baktım, Ben de yaşlanınca böyle olacaktım.
Amcayı izlerken Eski bir İstanbul beyefendisi olduğuna hükmettim. Muhemelen rum asıllı olmalı. Kadıköy bira mekanlarında house yerine bir Grek müzik çalsa kalkıp zeibekiko oynayacak gibi oturuyordu.
Küfürlü Herifler Gitti, Bacaklı Kadınlar Geldi..
Yaşlı amca orada oturadursun, yan masaya yeni oturan ve aralarında hararetle konuşan kadınlara kesildi gözüm.
Aslında ne onlara bakmak ne de duymak istiyorum. Tabi kulak misafirliği bizim toplumun fıtratında var. Gelen gideni aratır derler ya, bu kadınların ses hacmi ve kahkahaları giden adamları mumla aratacak cinsten.
Biri yüksek topuklu terliklerini çıkarmış, bir ayağı ile ötekini kaşıyordu. Diğeri de karşıda ayak ayak üstüne atmıştı. Terliği havadaki ayağının ucunda her an düşecekmiş gibi sallanıyordu.
Ötekinin ayaklarını göremedim; çünkü bunu yapmak için masanın diğer kısmına geçmem gerekiyordu.
Tekrar elime telefonu aldım, tam Facebook’a gireceğim anda duraksadım. Vazgeçtim. Eminim ki önüme yine deniz manzaralı bacaklar çıkacak. Sanal alemde bacak, sağımda oturanlarda ayrı bacak…

Fetişist falan değilim tabii ki, ama şu sosyal medya insanı zorla beşinci sınıf ayak uzmanı yapmaya kararlı gibi.
Bu bacakların bir de erkek versiyonu var ki evlerden ırak…
Adam soyulup kabuk bağlamış topuklarını birbirine sürte sürte şezlonga uzanmış;
Diz kapağından aşağısı orman gibi kıl dolu. Sahilde rüzgar estikçe o kıllar bir sağa bir sola dans ediyor. Bizimki de hiç çekinmeden, ekranı tamamen kaplayacak şekilde bu manzarayı çekip paylaşıyor.
Bunları düşünüp sigaramı tüttürürken gözüm yine sağdaki sallanan bacağa takıldı. Kıkır kıkır gülüşüp öyle bir bel altı sohbet ediyorlar ki! Ulan biz erkekler bile kendi aramızda bu kadar açık saçık konuşmayız.
Dibini kafaya dikince biten biramı kollayan garson başımda bitti, ‘’Bir bira daha alır mısınız?’’ diye..
‘Evet, ama bacaklı bardak olmasın, mümkünse kulplu rica ediyorum’ dedim.
Boş bardağı eline alıp uzaklaşırken arkasından mırıldandım.
Bari biramı bacaksız içeyim…




Bir Cevap Yazın