Mutfak camı önünde saksının içine kuş yumurtlamış. Pencereyi açıp kullanamıyor, kuşu da kovamıyorum. Kargalara karşı güvenli yeri bulmuş. Gözünün kenarıyla bizi izliyor. Kanatları sarmış iki adet yumurtanın üstüne, gagası ile çeviriyor, bir sağa dönüp yatıyor, bir sola.

Ana olacak ya, bekliyor.

Ne yiyip içtiği de belli değil, verdiğini yemiyor, illa kendi gidip getirecek. Yine de biraz bulgur ve su koymak fena olmadı.

Bir süre sonra yavrular çıkacak, 2 hafta uçmasını bekleyene kadar bu camı kullanmak imkansız. Fakat o çiçeklerinde içine etme ablası. Arada çiçekleri sulamak için seni mecbur kaçırmak zorundayız. Hem biraz hareket etmiş olursun. Yoksa şişman bir anne olacaksın..

Zaman akıp geçti, yavrular yumurtadan çıktı.

Tüysüz, çirkin, nefes alış verişinde titreyen 2 yavru.. Yumurtanın kabukları da ortada yok. Anaları uzaklara atmış olmalı..

Bu yavrular günden güne büyüdü, analarının altına sığmaz oldu. Kafalarını kanatları arasında förtleyip çıkartır oldular.

Ancak yaşamın bir acı kısmı da ortaya çıkıp kendini gösterdi. Dün sabah birini karga kaptı. Çünkü anne bazen uçuyor ve yarım gün ortalarda yok oluyordu.

Sürtük ana gelmeyince saksıyı bir süre korumak için içerde tuttuk, sonra yine dışarı aldık.

Anne kumru gelince yine üstüne yatıp ısıtmaya başladı. Fakat karga yeri belledi ya, anne uçar uçmaz arkasından seğirtip onu da kapıverdi.

Hayat böyle bir şey…

Sen gel kuluçkaya yat, besle, büyüt… Kara kargaya yem et…

Hele o karganın karşı çatıya geçip kafasını yere eğerek iğrenç sesle, “gaaak gaaak” yapması yok mu… Akşamın şer vakti nasibini mideye indirmiş, gaklaya gaklaya gidiyor.


Beyaz Alev sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

Popüler

Beyaz Alev sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin