Cüzdanımda sürekli üzerine oturmaktan popo afetine uğramış, fotoğrafı kopmuş, yazıları silinmiş, roma döneminden kalma ehliyetimi yenilemek amacıyla ilçe emniyet müdürlüğüne gittim.
Tabi nüfus cüzdanımı göstermem gerekiyordu. Ancak memur kimliğimin de çok eski olduğu için geçerli olmadığını, önce geçici kimlik almam gerektiğini söyledi. Böylece işlemi yarıda bırakıp, soluğu kaymakamlıkta aldım.
Bu vesileyle yoğunluk azalsın diye beklettiğim yeni kimliğe de kavuşacaktım.
Kaymakamlığa gittiğimde, orada bulunan personel ailemden birinin gelmesi gerektiğini söyledi.
Buyur buradan yak. Yani benim, ben olduğumu devlete ispatlamam için ailem gerekiyormuş.
Buradaki işlemi de yarıda kesip, kardeşimi çağırdım. Yaklaşık 1 saat sonra geldi. O da kendi kimliğini gösterdi. Bu sefer personel bana şu soruları soruyor;
“…… kişi neyiniz oluyor?”
Şaşkın şaşkın bakarak; “dayım”
“Peki ….. kim?”
“Halam”
“Halanızın kocasının ismi nedir?
Ona da cevap verdikten sonra bu sefer yıllardır görmediğim dayımın karısının adını sordu. İsmini söyledim, ama kimlikteki adı gerekiyormuş. Ben, kendimi bildim bileli ismine Hatun diye seslenilen kadının gerçek adını da Hatun sanıyormuşum.
Sinirle “ebenin şeyi..” diyecektim, demedim, ağzımı tuttum.
Tc. numarası üzerinden sana yedi sülaleni soracak bir teknoloji varken, peki ama neden ailenden birini oraya kadar yorduruyor bu kanun?
Düşünün, sorulara ben dahi toparlanarak, düşüne düşüne cevap veriyordum. Ben, şayet ben değilsem, bu soruları kim cevaplayabilirdi?
Allahtan dedemin kayınçosunu sormadı. Bu sefer sesli şekilde “ananızın a…. ” diye cevap verecektim.
Dışarı çıkıp, koşturarak emniyete gittim. Tam güvenlikten geçmiştim ki, geçici kimlik belgesinde kaşe ve imza olmadığını fark ettim. Tekrar koşturarak kaymakamlığa, oradan da yönlendirdikleri şefe giderek kaşeleterek imzalattım.
Kendi kendime konuşup, küfür ederek yine ilçe emniyete gittim. Parmak izi verdim. Bu kadar mekik dokurken, o parmak dönüp dolaşıp bana kart olarak girmişti.
Devlete veya devlet hastanesine işin düşmesin. Bugün git, yarın gel derken elini veren kolunu kaptırıyor.
Bu kimlik meselesinden bir kaç gün geçmişti. O hafta sonu odamda temizlik yaparken kütüphane dolabımda eski bir kitap ilişti gözüme.
Üzerinde, ”Yaşar ne yaşar, ne yaşamaz” yazıyordu. Yazarı Aziz Nesin.
Arka kapağı ve giriş yazısını okuyunca ilgim arttı. Başladım oturup okumaya. Kitabı daha evvel küçükken muhtemelen okumuş, ama o zamanlar bir şey anlamayınca bırakmış olmalıyım.
Okudukça, her sayfasında ” vay anasını, daha neler” demekten kendimi alamadım. Okumadıysanız mutlaka bir yerden bulun buluşturun ve okuyun.





Bir Cevap Yazın