Anadolu’da köylerimize kar yağdığında, göğün yeryüzüne yazdığı ev hapsi başlar. Zordur Anadolu köylerinin kışı. Diz boyu karda nefes almak, ayazıyla baş etmek, her sabah kapıda biriken karı küremek sabır ve iş gücü ister. Hastalıktan uzak, sağlıklı vücut ve dayanıklılık gerekir.
Bizim Sivas Zara’da külrengi bulutlar Kızıldağ’ın tepesine bir kere çökmeye görsün, dünya ile araya beyaz perdeyi kapatır. Anadolu’ya kar yağmıştır. Yiğit çıkıp bağırdı mı, sesi koca beyazlığın içinde boğulup kaybolur. Sanki başkası kalmamıştır koca köyün meydanında.

Harmanlar kar içindedir. Rüzgar üfürdükçe karı, taş evlerin duvarlarında birike birike duvar üstüne duvar dizer. Sular donar; donduğu gibi kalın kalın kol gibi sarkıtlar oluşturur.
Ne it dolaşır, ne kurt. Bacası tüten uzak köy evlerinde “hart hurt” kürek seslerine kesik küsük duyulan öksürükler karışır.
Taş Evin Direnişi
Dayımların evinin duvarları, nice fırtınaya, kara, yağmura göğüs germekten yorulmuş ihtiyar gibidir. Onu da dedem Şeker Ahmet yapmış ya zaten 60 yıl önce.
Dışarıda rüzgar taşların çatlaklarına girmek için ıslık çalıp kapıyı zorlarken, içeride meşe odununun çıtırtısı insana kendini dünyanın en güvenli kalesinde hissettirir.
Sobanın üzerindeki güğüm, bitmek bilmeyen buharıyla “Ben buradayım, korkma” diyen bir dost gibidir.
Ocağın başına oturup közlenen ekşi mayalı ekmeğin arasına yeşil köy peyniri sürdüğünde, “Abooo, ne dadlı oldu gıı!” der insan. Paris’in en gurme ve pahalı restoranları bile gelse, inanın bu tadı sunamaz.
Ahırın Sessiz İnekleri
Kışın en büyük dramı ahırda döner. Kar diz boyunu aşıp kapıya dayandığında, ineklerin iç hapsi başlar. Danalar haftalarca dışarıyı göremez; ahırın o saman kokulu, buğulu ve kendi nefesleriyle ısınan sıcak karanlığına gömülür.
İnek dediğin, Anadolu kışında dünyanın bilge ama nazlı canlısına dönüşür. Bir sabah ahıra girdiğinde insanın yüzüne öyle bakarlar ki;
“Yahu herif, biz ne yaptık da bizi bu dört duvarın içine hapsettin?” der gibi mahzun mahzun süzer, bunu kısa ama uzunca ”Möö, moo moooo” sesiyle ifade ederler.
Onların devasa gözlerinde hem sitem hem derin tevekkül vardır. Kürünlerine (bağlı oldukları yerde önlerine yem konulan oyun ve uzun kap) bir iki balya sarı saman atıldığında ziyafet başköşeye oturur.
Burunlarını sokup karıştıra karıştıra doyururlar karınlarını. Sakince çiğneme sesleri, ahırın içindeki kadim sessizliğe ritim katar.
Ahırın kendine has ağır ama huzurlu kokusu, kışın soğuğuna karşı duran canlı bir kalorifer peteği gibidir. İnekler birbirinin nefesiyle ısınırken, yanına giren de onların varlığıyla bu sıcaklığın içinde ısınıverir.
Ne Yağdın Be Mübarek!

Dışarıda “kart kurt” diye kar küreme sesleri… Şehirde spor salonuna para verenler gelip bir sabah köy evinin kapısında kar küresin de görsünler.
Kar bazen kapının yarısına kadar yığılır; kapıyı zor bela itersin ve karşında koca bir beyaz duvar! Üst üste yağarak iyice bekimiş (zamanla sıkışarak sertleşmiş) tabaka oluşturur.
Ahıra giden dar patikayı açmak için bir kürek atarsın, rüzgar şaka yapar gibi iki küreğin boşluğunu geri doldurur. Kolların uyuşur, burnunun ucu donar, kıçın buyar (soğuktan götün donar) ama o patikayı açmak zorundadır köylü.
Çünkü ahırdaki nazlı hanımlar ile ”pup puf” yapan beyler su bekler, saman ister.
“Yahu mübarek, ne yağdın be! Yağacaksan yağ da bari kapının önünü bize bıraksaydın!” Ama o yorgunluğun sonunda ahıra ulaşıp kapıyı açınca, ineklerin geviş getirir ve çıkardığı “Mööö” leri duyarsın. İnsanın içindeki yorgunluğu silip süpürür.
Beyaz Alev

Anadolu’nun köy evlerinde, kış geldi mi dama beyaz hüzün gibi çökerk. Dünyanın bütün gürültüsünü derin sessizliğini boğar.
Gadasını aldığım kış gelir geçer, ama işte o taş evin sıcaklığı insanın ruhunda baki kalır.
Anadolu insanı karı sadece sevmez, ona hürmet eder. Neden biliyor musunuz; Çünkü bilir ki kar, toprağın kışlık yorganıdır. Eğer yağmazsa kar, getirir kıtlığı peşinden.

Şimdi bu satırları yazarken uzaklarda olsam da, karlar içinde parlayan buğulu nefesleri unutmam. Çünkü sert kışları Anadolu’nun sıcak taş evlerinde devirmiş görmüş çocuklarız. Muhtemelen siz de onların torunlarısınız.
Peki, sizin de çocukluğunuzdan kalan ocağı tüten bir köy hatıranız var mı? Kar sizin için bir manzara mı, yoksa bir hayat kavgası mı? Varsa bir hikayeniz yazın okuyalım..




Bir Cevap Yazın